Bir Kış Günü, Bir Soru ve İçimdeki Kararsızlık
Kayseri’de kış, çoğu zaman bir hikayenin arka planında gibi olur. Kar, soğuk, ve bazen güneşin bile kaybolduğu o gri gökyüzü, sanki herkesin içindeki derin sessizliği yansıtır. Kendi içimdeki boşlukla, evimin odasında pencereye bakarak dışarıyı izlerken, bir soru zihnimde yankılandı: “24 derecede kaç tog vardır?”
Bu basit soru, aslında birkaç şeyin simgesiydi. Beni bugüne kadar hep kararsız bırakan o ince çizgiyi, sınırı ve kırılma noktasını hatırlatıyordu. Her gün etrafımda duyduğum “togg”lar, “tog derecesi”, “kaç tog giyilmeli” gibi kelimeler aslında içimdeki bir boşluğu dolduruyordu. Çünkü ne kadar soğuk olursa olsun, insan hep sıcak kalmak ister, değil mi?
Bir Yalnızlık Gecesi
O gece, her şeyin sanki kararmış gibi göründüğü bir andı. Kendi içimde yalnızlık hissetmekle meşgulken, dışarıda kar taneleri, sanki en sevdiği müziği dinler gibi havada dönüp duruyordu. Kayseri’nin kışı, bir anlamda her şeyin soğuduğu bir zaman dilimi gibi. İnsanlar birbirinden uzaklaşıyor, sokaklar boşalıyor ve sokak lambaları, soğuk rüzgarla birlikte daha solgun bir hale geliyor.
Evet, belki de fazla duygusalım, ama bu şehre özgü bir şeydi. Kayseri’de kışın geceyi uzunca geçirmek, tek başına bir geceyi soğukta geçirmek demekti. O anı hatırlıyorum; elimde bir defter, bir kalem, yazacak birkaç şey vardı ama parmaklarımın ucunda sadece kararsızlık vardı. Yıllardır günlük tutarım, duygularımı yazarım. Ancak o akşam, kelimeler boş bir kağıdın üzerinde kaybolmuştu. Şaşırdım, çünkü her şeyin yerine oturmuş olduğunu düşündüğüm bir anda, hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi geldi.
Hayal Kırıklığı
Geceyi geçirirken birden, aklıma eski bir dostum geldi. Çocukluk arkadaşımdı. Bir zamanlar beraber büyüdük, şimdi ise yıllardır görüşmüyoruz. Ancak bir gün onunla sohbet ederken, “24 derecede kaç tog vardır?” sorusunu sormuştum. O zaman da soruyu sormuştum, çünkü bana, o kadar sıcak bir kış günü düşüncesi fazlasıyla garip gelmişti. Ama o an, o soruyu düşündüğümde, içimde bir hayal kırıklığı oluştu.
Hayal kırıklığı, bazen böyle sakince gelir. Sadece bir düşünceyle, bir yerlerden gelir ve içindeki her şeyi yavaşça yıkmaya başlar. Çünkü o zamanlar, biz birbirimizi anlamıyorduk. Belki de o soruyu bana sorduktan sonra bir şeyler değişmeye başlamıştı; ilişkimizde bir mesafe, bir sessizlik oluşmuştu. Sanki 24 derece bir sıcaklık gibi, hep biraz fazla soğuk ya da fazla sıcak gibiydik. Hiç birimizin arasında doğru dengeyi bulmaya çalışmadık.
Birden aklıma geldi, 24 derecede kaç tog oluyordu acaba? Bunu hiç öğrenememiştim. Ama her şeyin ne kadar sıcak olduğunu sorarak ölçmeye çalıştıkça, aslında hep daha soğuk bir yer buluyordum. Her gün birbirimizden biraz daha uzaklaşıyorduk. İçimdeki boşluk büyüdü. Bir şekilde, ne kadar uğraşsam da bir noktada bu soruya da bir cevap bulamadım.
Yavaşça Tükenmek
O gece, bir an olsun 24 derece sıcaklığın içinde, bir şekilde içimi ısıtmaya çalışıyordum. Bu duygularla, sokaklarda dolaşan insanlar gibi yalnızdım. Ama bu yalnızlık, kaybolduğum değil, kendimi bulamadığım bir anıydı. O anı hatırlıyorum, sıcak bir odada, kalın bir yorganın içinde mışıl mışıl uyurken, dışarıdaki karın hızı gözümde hızla azalıyor gibiydi. Ve aslında, bu kadar soğuk bir dünyada, içimdeki bu boşluk ve kararsızlıkla ne yapacağımı bilmiyordum.
İçimdeki kararsızlık, kendime bu kadar zaman tanımışken bile bitmiyordu. İçimdeki bu duygulara bir türlü ne isim koyabileceğimi bilmiyordum. Tam bir dağınıklık içinde, kendimi bulmaya çalışırken, “24 derecede kaç tog vardır?” sorusu bir anlamda bu kaybolan duyguları ve sıcaklıkları simgeliyordu. Hangi sıcaklık daha doğru olacaktı? Neredeyse her şeyin yerli yerinde olduğu düşüncesi, bir anda kaybolup, içimdeki bu boşluk yerleşti.
Yine de Umut
İçimde bir yerde umut vardı. Belki de sadece ben görmüyordum. Karanlık gecelerde kaybolan tüm o duyguların arasında, bir ışık huzmesi gibi, küçük bir umut kıvılcımı vardı. Her şeyin sonlandığını, her şeyin bittiğini düşündüğüm anlarda bile, bir yerlerden beni cesaretlendiriyordu. Şu an, 24 derece sıcaklık gibi, hem her şeyin başlangıcı hem de sonu gibiydi. Belki bu sıcaklık, kendini kaybetmiş, ama hâlâ biraz umut taşıyan bir insanın sıcaklığını simgeliyordu.
İşte o umutla, her şeyin başladığı ve bitmeyecek gibi hissettiğim bu yolda, belki de bir kez daha sorularım olacaktı: “24 derecede kaç tog vardır?” Ama bu kez, yanıtı öğrenmeye kararlıydım. Ne de olsa, sıcaklık her zaman bir şekilde insanın içini ısıtır.
Ve sonunda, belki de kaybolan sorunun içinde kaybolan insanları yeniden buldum.