Görevsizlik Dava Şartı Mıdır? Hayatın Gerçeklerinden Bir Parça
Bazen hayat öyle garip bir hal alıyor ki, sorgulamalar başlıyor. Mesela bir sabah uyanıyorsunuz, kahvenizi alıp pencerenin kenarına oturuyorsunuz. İzmir’in o güzel Ege rüzgarı yüzünüzü okşarken birden “Görevsizlik dava şartı mıdır?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Evet, bu tip düşüncelerin normal olduğunu kabul ediyorum, sadece İzmirli değil, biraz fazla kafaya takan bir gencim. Ama ne yapalım, her şeyi sorgulamadan edemiyoruz işte. Tamam, bu kadar girizgah yeter; şimdi gelin, bu dava şartı olayını biraz mizahi bir dille ele alalım.
Olayın Temeli: Görevsizlik Nedir?
Beni tanıyanlar bilir, birinin “görevsizlik” kelimesini ağzına aldığı an, benim içimdeki komedyen hemen devreye girer. Çünkü görevsizlik aslında ne kadar ciddi bir kavram olsa da, bazen o kadar komik bir hal alabiliyor ki, insanın bir yandan gülmemesi imkansız oluyor.
Şöyle açıklayayım: Bir davada mahkeme, davanın kendisine ait olup olmadığına karar verir. Eğer mahkeme, söz konusu davanın kendi yetki alanına girmediğine karar verirse, “görevsizlik kararı” verir. O kadar ciddiyiz yani! Mahkeme, “Bunu ben çözemem, başka bir yer bakar buna” diyor. Bunu birinin bana yaptığı espriye benzetiyorum aslında. Hani birisi gelir, espri yapar ve sonra der ki, “Benim işim değil, o espriyi başka birine bırakıyorum.”
Öyle değil mi? Hepimiz bazen başımıza gelen olaylara dair sorular soruyoruz, ama doğru yerden cevap almak şart. Yani, “Hangi mahkeme bakacak?” sorusu da burada devreye giriyor. Bu noktada görevsizlik biraz daha anlam kazanıyor.
Görevsizlik Dava Şartı Mıdır?
Gelene geçene “Görevsizlik dava şartı mıdır?” diye sorarsak, muhtemelen çoğu kişi kafasını karıştıracak bir şekilde “Evet, evet, kesinlikle dava şartıdır!” diye cevap verir. Ama ben biraz daha derine inmeye karar verdim.
Hadi düşünelim, İzmir’de bir kafe ortamında bir grup arkadaşla oturuyoruz. Soru şu:
Ali: “Bence görevsizlik, sadece bir formalite, öyle bir şey olmalı.”
Zeynep: “Aynen, ciddiyetle ilgisi yok bence, direkt başka bir mahkemeye sevk meselesi.”
Ben: “İyi de, Zeynep, senin mantığınla görevsizlik dava şartı mıdır, yani mahkeme başında çay içmek de dava şartı olabilir gibi oluyor.”
Tabii, bu durumda Zeynep’in cevabı da şöyle oluyor:
Zeynep: “Ay, sus artık, ciddi ciddi düşündüm!”
İşte o an, hem Zeynep’in hem de Ali’nin o ciddi cevabı, aslında bizlerin davanın şartlarını anlamadığımızı gösteriyor.
Görevsizlik dava şartı olmamakla birlikte, davanın başında her mahkeme bunun kararını verir. Yani bir anlamda, gereksiz yere o kadar fazla beklemenin önüne geçer. Ama gerçekten gerekli mi? Bunu düşündüğümüzde biraz işin doğasına bakmamız gerekiyor.
Davaların Kafası Karışıktır: Bir İç Ses Örneği
Diyelim ki bir dava açmak üzeresiniz. İşte o anlarda iç sesim beni hiç rahat bırakmaz. Bir türlü “gerçekten gereksiz bir dava mı açıyorum?” sorusunu atlatamam. Dava açmak mı? Bu bana göre çok ciddi bir mesele ama bazen küçük bir olay bile davaya dönüşebiliyor.
İç Sesim: “Bu dava açma işini gerçekten düşünmedin mi? Görevsizlik davası, ciddi bir şey, önce bir araştır, sonra acele etme!”
Ben: “Açma dediğin dava, aslında başkasının işine bile yarar, o yüzden mantıklı mı?”
İç Sesim: “Ama bu işin sonu ne olacak? Nasıl çözülecek?”
Ben: “Beni uğraştırma, ben burada, hiçbir şeyin garantisi olmayan bir dünyada yaşıyorum!”
Her anı sorgulamak gibi bir alışkanlığım var. Ve bu işin sonunda, her şeyin “görevsizlik” kararına bağlandığını düşünmeye başlıyorum. Yani, küçük bir dava bile en sonunda bir mahkemede çözülmeyip başka bir yargıçla “görüşmesi” gerekecek. Geriye sadece “Öne alabilir misiniz?” demek kalıyor.
Görevsizlik ve Hayatın Kendisindeki ‘Şartlar’
Hadi bir de, başka bir bakış açısına geçelim. Dava şartı meselesini, aslında hayatın her noktasına taşımaya çalışalım. İzmir sokaklarında yürürken, birden “Bu soru benim işim değil” dediğimde, aslında hayata karşı benim bir görevsizlik kararı verdiğimi kabul etmiş oluyorum. Hayatın her anında bir şeylerin üzerini örtmek, “Buna karar veremem” demek ne kadar kolay!
Birini arayacakken ve ona bir sorunuz varsa, o kadar çok kez duyarız ki: “Bu konu benim alanımda değil, git başka birine sor.” Bu da aslında hayatın küçük bir görevsizlik kararıdır, değil mi? Mesela, ben bir arkadaşımı tavsiye ediyorum ve sonrasında, “Benim işim değil, git başka birine sor,” diyorlar. Görevsizlik kararı veriyorlar! Hadi gel, bu durumu biraz daha abartalım.
Sonuç: Görevsizlik, Dava Şartı Olabilir, Ama Hayatın İcadı Değil
Sonuçta şunu anlıyoruz ki, görevsizlik dava şartı değildir, ama doğru şartlarda devreye girer. Bizim gibi sürekli bir şeyler sorgulayan, bazen de kafamızın içinde kendi kendimize espri yapmayı seven gençlerin, hayatın her noktasında karşılaştıkları zorluklar gibi. Yani hayat, tıpkı bu dava gibi; biraz karmakarışık ve çözümü her zaman kolay olmayabiliyor. Ama sonunda, birileri her zaman size “Görevsizsin” diyebilir.
Bir yargıç gibi, “Başka bir yer bakacak” diyebilir.
Beni tanıyanlar bilir, bir yanda her şeyi fazla düşünen bir genç, diğer yanda sürekli espri yapan bir tip. Ama sonunda, hayat da böyle değil mi? Sürprizlerle dolu ve bazen görevsizlik kararları çıkar karşımıza!